14/5/2008 • Kategori: SİVAS

Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig egemenliğine girmiştir. Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidya’lılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.
Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlanması sonucu, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı görülmekte veya ilin isminin Hitit Kavmi olan sibasip adından geldiği gibi, Roma İmparatoru Aguste tarafından şehre yunancada şehir manasına gelen "Sebasteia" adının verildiği ve yine Selçuklular zamanında üç değirmen anlamına gelen "Sebast" kelimesinden geldiği rivayet edilmektedir.
Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1509'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1604'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi ancak 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152’de Sivas'ı eline geçirdi.
Bizanslılarında karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmend’liler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II. Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzetdin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir, İzzetdin Keykavus Türbesi" yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır.
1220 yılında İzzettin Keykavus ölünce yerine I. Aladdin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan Sultan 1224'te Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II. Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk,1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar, Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşı'nda yenilgiye uğratan Moğol güçleri, 'Sivas'ı işgal ettiler. Moğollarca bağımlı duruma gelen Selçuklular, Moğollar tarafından kurulan İlhanlı Devleti ile idareye hakim olunmuş. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.
Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valileri sırayla, Alaattin Ertana oğlu Gıyaseddin Mehmet, Alaattin Ali ve oğlu Mehmet Bey Sivas'ta saltanatı sürdürmüşlerdir.
Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi devletini kurmuştur. Bu arada Kadı Burhaneddin Sivas'ı onarmak için birçok çaba göstermiştir.
Surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirmiş ama Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaattin geçmiştir.
Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınlar yapmıştır. Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmış, güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaattin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir.
Bir davetle Sivas'ı teslim alan Beyazıt, şehri en büyük şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.
Sivas Osmanlı İmparatorluğunda eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir.
Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşanın yaptırdığı birçok yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir. Tarihin kaydedildiği zamandan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sivas, asırlar boyunca önemini korumuş ve özellikle Milli Mücadele yıllarında milli mücadeleye başlangıç olması ona tarihin en kıymetli değerini vermiştir.
MİLLÎ MÜCADELEDE SİVAS
Sivas Kongresi Niçin Toplandı?
Kasım 1914'de girdiğimiz Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıktık. Savaş sona erdiğinde milyonlarca kilometrekare toprağı ve yüzbinlerce insanımızı kaybetmiş olarak Anadolu topraklarına çekildik. Türkleri, Anadolu'dan da atma projesi devreye sokuldu. Mondros Ateşkesinin uygulamaya konulması sonucu Musul, İstanbul, Boğazlar, Doğu Trakya, İskenderun, Maraş, Urfa, Antep, Batum, Adana, Antalya, Kuşadası ..vd. Anlaşma( İtilaf) devletleri'nin işgaline uğradı. Anadolu içlerine ve kıyılarına askerî birlikler çıkardılar.
Ermeni ve Rum azınlık, işgal ordularını çoşku ile karşıladıkları gibi ülkenin çeşitli yörelerinde taşkınlıklarını, katliamlarını sürdürdü. Paris Barış Konferansı kararı gereğince Yunanlıların İzmir'i işgali, bardağı taşıran son damla oldu.
Henüz Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yaralarını sarmadan Anadolu topraklarının da işgale uğraması, Türk halkını karamsarlığa düşürdü. İşgaller ve azınlıkların tutumu karşısında, ülke yöneticileri siyaset yoluyla sorunu aşacaklarını düşünürken, aydınlar arasında Amerikan, İngiliz, Fransız ‘manda' eğilimleri baş gösterdi.
Manda düşüncesini savunanlara göre: “ Alman desteği altında Anlaşma devletlerine yenilen Osmanlı Devleti, bu güçlü devletlere karşı tek başına bir mücadele yürütemezdi ”. Mevcut durum karşısında ulusa olan güven duygusunu yitirenler: “ işgallere karşı direniş, yeni işgallere yol açar ” diye düşünüyorlardı. Ulusal tepki ve direnişler İstanbul basınında eleştirilmekte, İstanbul Hükümeti tarafından ise şiddetle uyarılmaktaydı.
Atatürk, bu durum karşısında Türk ulusuna duyduğu güvenle: “ Memleketi bu müthiş badireden kurtarmak için yalnız bir kuvvetin temini lazımdır: milletin birliği ” diyerek, bağımsızlık yolunda ilk yöntemi açıklıyordu. Birliği sağlamanın yolu ise ulusal bir kongreden geçiyordu. Ulusun temsilcileri bir araya gelecek ve ülkenin içinde bulunduğu duruma bir çözüm getirecekti. Bu çözümün kararları Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) alınacaktır.
Sivas Kongresi Nerede Kararlaştırıldı?
9. Ordu Müfettişi olarak, asayişi düzeltmek göreviyle Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) ile Amasya'da buluştu. Amasya Genelgesi için Kazım Karabekir Paşa ve diğer ilgililerin onayı alındı. 21 / 22 Haziran 1919'da yayımlanan genelge, illerin askerî ve mülkî yöneticilerine telgrafla, İstanbul'daki bazı devlet adamları ve komutanlara ise özel mektup ekinde ulaştırıldı.
Amasya Genelgesi “ Vatanın Bütünlüğü Milletin Bağımsızlığı Tehlikededir ” uyarısı ile başlıyor ve “ Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır ” çözüm önerisi ile sürüyordu.
Sivas Kongresi kararı, genelgede şöyle belirtiliyordu: “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir millî heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolu'nun en güvenilir yeri Sivas'ta Millî Kongre'nin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka (parti) anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir ‘millî sır' olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adla ve kılıkla yapılması lâzımdır.
Müdafaai Hukukı Millîye Cemiyetleri ve Belediye Başkanlıklarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim .”
Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta ( 27 Haziran 1919)
Erzurum Kongresi'ne katılmak üzere Erzurum'a gitmekte olan Mustafa Kemal Paşa, 27 Haziran 1919 günü Sivas'a geldi. Israrla İstanbul'a çağırıldığı, emirlerinin dinlenilmemesi için genelgeler yayımlandığı, tutuklama söylentilerinin dolaştığı bir sırada geldiği Sivas'ta halk ve askerler tarafından çoşkuyla karşılandı. O anı kendisi Nutuk'ta şöyle anlatır:
“ Sivas şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım... Bu manzara, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi ile dolu olduğunu gösteren canlı bir tanık idi.. ”
27 Haziran günü Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerine şu direktifleri verdi: “ Halkın çoğunluğunu, özellikle okumuş ve genç unsurları amaç etrafında toplayınız. fiili direnişe hazırlanın. Olumsuz propaganda ve akımlara karşı önlemler alın. Kolordu Komutanı ve Kurmay Başkanı ile çok sıkı ve sürekli ilişki içinde bulununuz, onların şifresi ile önemli konular ve durumlar hakkında bilgi alış verişi yapın. Vali ile de iyi ilişkileri geliştirerek iki merkezin vilayete yapacağı duyurulardan bilgi sahibi olunuz. Sivas merkezinden Erzurum Kongresi için iki delege seçerek derhal yola çıkarınız ”
Bu direktifler, Sivaslı vatanseverler üzerinde kıvılcım etkisi yaptı. Ulusal mücadele yolundaki çabalarını artırdılar. M. Kemal, 28 Haziran sabahı, Ramazan Bayramının birinci günü, erkenden Erzurum'a doğru yola çıktı.
Sivaslılar Mustafa Kemal Paşayı Karşılıyor ( 2 Eylül 1919)
Ermeni tehdidine karşı Doğu illerinin birliğini sağlamak amacıyla toplanan Erzurum Kongresi amacına ulaşmış, Kongreye başkanlık eden ve yönlendiren Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki arkadaşları ve üç Temsil Kurulu üyesiyle birlikte Sivas yolundadır.
2 Eylül günü Sivas, tarihinin en mutlu günlerinden birine uyanır. Sivas halkı, Erzincan yönüne doğru, erken saatlerde akın etmeye başlar. Atlı – yaya yola çıkanlar Kılavuz tepesinde toplanır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını getiren otomobillerin Seyfebeli'nden görülmesi ile Sivaslıları büyük bir sevinç dalgası kaplar. Halkın büyük sevgi gösterisinden sonra güneş batarken hep birlikte şehre girilir. Karşılamaya çıkamayanlar caddenin iki yanını doldurmuş, alkış tufanı arasında Mustafa Kemal Paşayı selamlar.
Sivaslılar, misafirleri için Mekteb-i Sultanî'yi (Kongre Binası-Lise) hazırlamışlardı. Akşam onurlarına yemek verilir. Dinlenmeye çekilirler.
Sivas Kongresi'nde Sivas Delegesi Var mıydı?
Sivas Vilayeti, ‘Altı Doğu İli”nden biri olması nedeniyle Erzurum Kongresi'nde temsil edildi. Erzurum Kongresi'ne katılan 13 delegeden ikisi Sivas Merkez Sancağı'nı temsilen Erzuruma gitti. Erzurum Kongresi sonunda dokuz kişilik Temsil Kurulu belirlendi. Sivas (merkez) delegeleri, Mustafa Kemal Paşanın bütün ısrarlarına rağmen Temsil Kurulu'nda görev almadı. Bunun üzerine, Sivas Vilayeti adına Temsil Kurulu'na Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Beyler seçildi.
Erzurum Kongresi'ne katılan yaklaşık 56 delege, Sivas Kongresi'ne katılmak için memleketlerinden yetki almamışlardı. Ayrıca bu delegeleri Sivas Kongresi'ne getirmek pratik olarak da mümkün değildi. Bu durum karşısında, Temsil Kurulu üyelerinin, Doğu illerini ve Trabzon vilayetini temsilen Sivas Kongresi'ne katılması kararlaştırıldı. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nde - Temsil Kurulu üyeleri dışında - Doğu illerinden ve Trabzon'dan delege yer almamıştır.
Böylece, Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Bey, Sivas Vilayeti kontenjanından seçildikleri Temsil Kurulu Üyeliği ile hem doğu illerinin, hem de dolayısıyla Sivas'ın temsilcisi olarak Sivas Kongresi'nde yer almışlardır.

4 EYLÜL SİVAS KONGRESİ DELEGELERİ

CUMHURİYETİN TEMELİNİN ATILDIĞI TARİHİ KONGRE BİNASI

SİVAS VALİLİK BİNASI

DUR GARDAŞ!
BİR SELAM VERGEÇ ,DOSTUNA
YABANCI DEĞİLSİN BZİM ELDENSİN
ENDAMIN,GURURUN BİZE BENZİYOR.
YİĞİDİN HARMAN OLDUĞU YERDENSİN.
SİVASLISIN GARDAŞ TANIDIM SENİ
NEREDENSİN SÖYLE GARDAŞ İLÇENİ?
BİLİRİM BEN SİVASIMDAN GÖÇENİ
GARDAŞ,SEN SİVASIN NERESİNDENSİN?
DEMİRİM ÇELİĞİM SANA EMANET
YİĞİTLİK VAR SENDE ETMEZSİN MİNNET
ÇALIŞKAN,HATIRNAZ,HEM DOST HEMDE MERT
GARDAŞ DİVRİĞİNİN NERESİNDENSİN
GÖKPINARIN BERRAK SUYUNDANMISIN?
SELÇUKLULARIN ASİL SOYUNDANMISIN?
YOKSA ÜÇ BELDENİN BİRİNDENMİSİN?
GARDAŞ,SEN GÜRÜNÜN NERESİNDENSİN?
NAMIN DUYURMUŞSUN DÜNYA ALEMDE
BALIKLI ÇERMİĞİN TIBBIN DİLİNDE
GARABAŞGÜR SESLİ,YAYLA YOLUNDA
GARDAŞ,SEN KANGALIN NERESİNDENSİN?
KÖSEDAĞI KANAT GERER ÜSTÜNE
YİĞİT GARDAŞ,MERT DAVRANIR DOSTUNA
SAHİP ÇIKAN HEMŞEHRİNE,NESLİNE
GARDAŞ,SUŞEHRİNİN NERESİNDENSİN?
KÖSEDAĞ YAYLASININ ZİRVESİNDEN Mİ ?
TÖDÜRGE GÖLÜNÜN ÇEVRESİNDEN Mİ?
KIZILIRMAĞIN ÇEHRESİNDEN Mİ ?
GARDAŞ SEN ZARANIN NERESİNDENSİN?
ASİL SOYLU GÜZEL HUYLU HEMŞEHRİM
BÜYÜK GÖLDEN SU İÇMİŞE BENZİYON
SİVASIMA GÖNÜL VERİN YÜREKTEN
GARDAŞ SEN HAFİĞİN NERESİNDENSİN?
KELKİT VADİSİNİN GÜZEL YERİNDEN
SESSİZ DURUP YÜKESLİRSİN DERİNDEN
KÖSEDAĞIN YİĞİT BEKÇİLERİNDEN
GARDAŞ SEN KOYULHİSARIN NERESİNDENSİN?
GÖNÜL GÖZÜ İLE DÜNYAYI GÖREN
İNSANLIĞA ÖRNEK OLAN YÖN VEREN
AŞIK VEYSELİMİN DOĞDUĞU YERDEN
GARDAŞ ŞARKIŞLANIN NERESİNDENSİN?
PİR SULTAN ABDALIN BANAZINDAN MI?
ACILARLA DOLU AYVAZINDAN MI?
KABA YELİNDEN Mİ POYRAZINDAN MI?
GARDAŞ,YILDIZELİNİN NERESİNDENSİN?
GÜR SESİYLE YÜKSEKLERDEN HAYKIRAN
SARILIRSAN SİVASINA DOĞRUDAN
İŞSİZLİKTEN GÖÇTÜN SENDE YURDUNDAN
GARDAŞ,İMRANLININ NERESİNDENSİN?
HOŞGELDİN HEMŞEHRİM ,DOST KERVANINA
SUŞEHRİ, ZARAYI ALDIN YANINA
GÖĞSÜM KABARIYOR GÜZEL ADINA
GARDAŞ,AKINCILARIN NERESİNDENSİN?
YENİ GİRDİN ,İLÇE OLUP ARAYA
EL ATTIK,SENİDE KATTIK HALAYA
SENDE ÇIKAN KÖSEDAĞA YAYLAYA
GARDAŞ,GÖLAVANIN NERESİNDENSİN?
İÇTİNİZ Mİ GARDAŞ, TECER SUYUNDAN ?
KARABAŞ KOYUNUN KANGAL SOYUNDAN
MERKEZİNE YAKIN ÇEVRE KÖYÜNDEN
GARDAŞ,SEN ULAŞIN NERESİNDENSİN?
ATA SPORUMU YAŞATAN SENSİN
KISBET GİYİP PERDAH ATANIM SENSİN
CAN HEMŞEHRİMİZSİN,SENDE BİZDENSİN
GARDAŞ ,DOĞANŞARIN NERESİNDENSİN?
UZUNYAYLA SİPER OLMUŞ BAĞRINA
ŞİİİRLER YAZILMIŞ SENİN UĞRUNA
HOŞGELMİŞSİN SENDE DOST KERVANINA
GARDAŞ,ALTINYAYLANIN NERESİNDENSİN?
BABA VATANIMSIN,BENİM İLÇEMSİN
GÖNLÜMDE TAHT KURAN GÜLSÜN ÇİÇEKSİN
SENİ SEVENLERİ CANDAN SEVERSİN?
GARDAŞ,GEMEREĞİN NERESİNDENSİN?
YİĞİTLER DİYARI ASLAN İLİNDEN
DOSTLARIN SOYUNDAN ,AŞIK İLİNDEN
BADELERLE DOLU PİRLER ELİNDEN
GARDAŞ SEN SİVASIN NERESİNDENSİN?




SİVASTAN GÖRÜNTÜLER

SİVAS KALESİ
Sivas Kalesi: Sivas târihi kadar eski olan kalenin kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bizanslılar döneminde Justinyen devrinde büyük bir tâmir görmüştür. Türklerin eline geçtikten sonra çeşitli dönemlerde tâmir görmüştür. Kale, yukarı ve aşağı kale olmak üzere iki kısımdır. Yukarı kale, toprak kale olarak bilinen bugünkü 4 Eylül Baskınının bulunduğu kısımdır. Aşağı kale olarak bilinen kısım Şifâhiye Medresesinin bulunduğu yerden başlayıp, Kongre Müzesi, Vilâyet Konağı, Behrampaşa Hanı, Pulur Tepesi, DDYyönünde Şifâhiye Medresesine varan çizgi içerisinde kalan bölgedir.

ESKİ SİVAS

1990-2000 LERİN SİVAS'I

ŞİMDİKİ HALİ

ATATÜRK CADDESİ

İNÖNÜ BULVARI (DEĞİŞİYOR)

İNÖNÜ BULVARI (İSTASYON CADDESİ)

BURUCİYE MEDRESESİNDEN GÖRÜNTÜLER

TARİHİ ÇİFTE MİNARE

TARİHİ GÖKMEDRESE

TARİHİ KALE CAMİ (ÇİFTE MİNAREDEN GÖRÜNÜŞ)
KALE CAMİİ
Sivas'ta Osmanlı dönemi Camilerinin içerisinde en güzel örnek olan Camii 1580 yılında III. Murat Han'ın Vezirlerinden Mahmud Paşa tarafından yapılmıştır.
Asıl ibadet alanı kare planlı ve üzeri kurşunla kaplı tek kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçişler dıştan onikigen tambur ve üzerinde onaltıgen kasnak ile sağlanmıştır. Caminin beden duvarları, kasnak tamburu kesme taştan inşaa edilmiştir. Mihrap ve minberi mermerdendir.
Caminin her iki yanında bulunan ve örneğinin çok az görüldüğü iki taş dikkat çekmektedir. Taşlardan birinin içerisi oyuk şeklindedir. Yapıldığı dönemlerde yardımlaşmanın önemini gösteren bu taşlara sadaka ve yitik taşı adı verilir.
Sadaka taşı Cami minaresinin altında oyuk şeklindedir. O dönemde sadaka vermek isteyenler, sadakalarını bu taşın içerisine yerleştirirdi. Sadakaların yerleştirilmesinde özellikle gece yarısı vakitleri seçilirdi. İhtiyaç sahipleri ise bu taşın içerisinden sadece ihtiyacı olduğu kadarını alırdı.
Yitik taşı, Cami avlusunun doğusunda bulunur. Kaybolan eşyalar, bu taşın üzerinde teşhir edilir ve kaybedenlerin kayıp eşyasını bulması sağlanırdı.

SİVAS ULU CAMİ

SİVAS ULU CAMİ

MEYDAN CAMİİ
Sivas Dikilitaş Caddesi’nde bulunan bu camiyi Koca Hasan Paşa 1564 yılında yaptırmıştır. Önündeki son cemaat yeri XIX.yüzyılda buraya eklenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1968 yılında onarılmıştır. Halk arasında Çukur Cami ismi ile de tanınmaktadır.
Cami kesme taştan ve 19.00x27.50 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üst örtü dört köşeli kalın sütun ile desteklenmiştir. Üzeri eğimli bir çatı ile örtülmüştür. Minber ve mihrabı özellik göstermemektedir.
Kare kaide üzerinde tuğladan yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Caminin avlusunda Zileli Şeyh Şemseddin Sivasi’nin türbesi bulunmaktadır.

ARI SİTESİ

BURUCİYE MEDRESESİ

ŞİFAİYE MEDRESESİ
İl merkezinde Selçuklu parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir.1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus, vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'taki Şifaiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.

İSMET İNÖNÜ MÜZESİ

TARİHİ TAŞHAN İŞ MERKEZİ
İki katlı, ortası açık avlulu kesme taştan inşa edilmiştir. Kitabesi bulunmayan Taşhan'ın mimari üslubu bakımından 19. yy da yapıldığı sanılmaktadır. Üzeri açık olan iç avlu ortasında çift başlı, aslan başlarının ağzından su akan bir taş havuzu bulunmaktadır.

HÜKÜMET MEYDANI TARİHİ JANDARMA BİNASI

ZİYABEY KÜTÜPHENESİ

ABDULVAHABİ GAZİ TÜRBESİ (TEKKE)

ABDULVAHABİ GAZİ

GÜDÜK MİNARE
Güdük Minâre (Dabak Tekkesi): 1347’de Eratnaoğullarından Şeyh Hasan Bey için türbe olarak yapılmıştır. Yanına yapılan işhanı bu eseri gizlemiştir. Türbenin içinde siyah mermerden yapılmış sanduka vardır. Cephesi tamâmen mermerdir. Üzeri 10 m yüksekliğinde tuğladan geometrik süslemeli üstüvane şeklinde bir kubbeyle örtülüdür.

ŞEYH ÇOBAN TÜRBESİ
Çobanbaba (Şeyh Çoban) Türbesi: Suşehri’nin Çobanlı Yaylasındadır. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran’a giderken, yaşlı bir çoban koşarak yanına gelir:
“Sulağımıza hoş geldin sultanım. Görüyorum ki yorgunsun, açsın. Bu fakire misâfir olursan gönül alırsın.” der. Yavuz Sultan Selim Han; “Ben tek başıma değilim Çoban baba. Ardımda koca bir ordu var.” der.
Çoban tevekkülle boynunu büker: “Allahü teâlâ kerimdir. Hele sen bir mola ver. Misâfir kısmetiyle gelir.” der.
Yavuz Sultan Selim Han; “Bunda bir hikmet var” diyerek mola verilir. Çadırlar kurulur.
Çoban, sürüden 4 koyun seçer ve keser, yüzer, temizler ve kazana koyar.“Bir şartım var kemikleri sakın atmayın.” der. Bütün ordu doyar. Çoban kemikleri deriye doldurup duâ eder ve koyunlar Allahü teâlânın izniyle dirilir ve sürüye katılır. Yalnız biri topallar. Yavuz Sultan Selim Han; “Bu neden topallar?” diye sorunca, Çoban; “Bunun bir kemiği noksan.” der. Yavuz Sultan Selim Han, koynundan bu koyunun aşık kemiğini çıkararak; “Sizi denemek istedim. Siz kâmil bir velisiniz.” der ve duâsını ister. Bu zât da:
“Allahü teâlânın yardımı senin üzerindedir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili ve şerefli Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmı senin yanındadır. Merak etme zafer senin olacaktır. Muzaffer olarak döneceksin.” der.
Bu kerâmet ehli çobanın türbesi ziyâret edilen yerlerin başında gelmektedir.

AHİ EMİR AHMET KÜMBETİ

ŞEYH ŞEMSETTİN SİVASİ TÜRBESİ
Şemseddîn Sivâsî Türbesi: Meydan Câmiinin avlusunda merdivenlerden inişte sağ taraftadır. Büyük velî Şemseddîn Sivâsî’nin medfun olduğu türbe 1600 yılında yapılmıştır.

İNCİLİ SULTAN TÜRBESİ

KADI BURHANETTİN TÜRBESİ
Kâdı Burhâneddîn Türbesi: 1398’de yapılmıştır. TürbeKâdı Burhâneddîn İlkokulu bahçesindedir.

BEHRAMPAŞA HANI
1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır.Kesme taştan iki katlı ve ortası açık avlulu, etrafında odalar yerleştirilerek inşa edilen hanın bir de ahır kısmı mevcuttur.

KURŞUNLU HAMAMI

MEYDAN HAMAMI
Şehir merkezinde Dikilitaş semtine giden yolun sol kısmında bulunan hamam, 1564 yılından hemen önce Meydan Camii ile paralel olarak yapılmıştır. Klasik Osmanlı hamamlarında bulunan soğukluk ve sıcaklık bölümlerinin yanı sıra dinlenme ve okuma salonları bulunmaktadır.

ESKİ PAŞA HAMAMI
Sivas il merkezinde Sivas Kalesi'nin kuzeyine yaklaşık 100 metre uzaklıkta Uluanak Mahallesinde yer alan Eski Paşa Hamamı mimari üslubu malzeme ve plan şeması bakımından 17. yy başlarında yapıldığı izlenimini vermektedir. Klasik Osmanlı Hamam mimarisinin özelliklerini taşıyan Eski Paşa Hamamı, yapıldığı günkü kadar sıcaklığı ile halen yerli halk ve turistlere hizmet vermeye devam etmektedir.
.jpg)
MEHMET ALİ HAMAMI
Akdeğirmen mahallesinde yer alan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri ile klasik Osmanlı Hamamlarının temel özelliklerine sahiptir. İçerisinde dinlenme ve okuma salonlarının yanı sıra sauna ve havuzları bulunmaktadır.

TARİHİ EĞRİ KÖPRÜ

EĞRİ KÖPRÜ (RESTORE EDİLMİŞ)

SUSAMIŞLAR KONAĞI
Sivas’ın fiziki ve manevi dokusunda iki mahalle adı, bir cami, bir zaviye, bir mektep ve bir çeşme ile iz bırakan büyük şahsiyetlerden olan Ali Baba büyük bir ihtimalle 1470’li yıllarda domüesseseleri inşa ettirmişler ve Sivas’lılar ile gelip geçen yolcuların hizmetine sunmuşlardır.
Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yapılmıştır. Konağın diğer kısımlarının bu tarihe yakın bir zamanda yapılmış olduğu söylenebilir .Osmanlı döneminde bilhassa 17. ve 18. Asırlardan konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane(han), anbar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ve çeşme ile avlu ve bahçesi bulunuyordu.
Zamanla fonksiyonunu kaybetmesiyle birlikte bugünkü binanın kaldığı anlaşılmaktadır. Bugün bina 7 ana bölümden müteşekkildir. 1- Giriş kısmının sağ tarafında yaşlılar ve evlilerin oturduğu oda 2- Girişin sol kısmında gençler ve bekarların kaldığı oda 3- Semaha, 4- Semahanenin sağ tarafında çilehane 5- Mutfak 6- Semahanenin ikinci katında kadınlar kısmı 7- İkinci katta misafir köşkü.ğmuş ve 1574’de bir asırdan fazla sürdüğü rivayet edilen ömrünü tamamlayıp, dar-ı ukbaya hicret etmiştir.
Büyük Ali Baba ve torunu Küçük Ali Baba büyük kısmı devrin padişahları tarafından, kendilerine mülk olarak tahsis edilen gelir kaynaklarını vakfederek yukarıda sözünü ettiğimiz

ABDİ AĞA KONAĞI
Sivas'ta Kaleardı Mahallesinde Uzunyol Sokağı 2 numarada bulunan ve Sivas'ın kadim mütevelli ailesine mensup Abdu'l Vahab-ı Kanati Efendi ahfadından (Abdu'l Vahab Ağa) Mütevellizade Abdi Ağa'nın Hicri 1243- Miladi 1827 yılında yaptırmış olduğu tarihi Sivas konağıdır.
Osmanlı dönemi mimari çizgileri taşıyan konak iki katlı ve kagirdir. Temeli taş , kolonları ahşap duvarları ise bağdadidir. Tavan ve tabanlar ahşaptır. İç ve dış sıvalar tatlı kireçten yapılmıştır. Çatı üstü oluklu kiremitle örtülüdür. 3.90 m. Genişliğindeki büyük kapıdan avluya geçilerek konağa girilir. Bina kuzey ve batı olarak iki cepheli girişe sahiptir. Her iki giriş holünde de üst kata merdiven çıkar. 1868 tarihli belgeye göre alt katta bir oda, ahır, samanlık ve odunluk bulunmaktadır. Üst katta ise beş oda, sofa, divanhane ve köşk bulunmaktadır. Eser restoresinden iki yıl sonraya kadar 94.000 civarında ziyaretçiyi ağırlamıştır.

KANGAL AĞASI KONAĞI

OSMAN AĞA KONAĞI

AKAYLAR KONAĞI

SİVAS SICAK ÇERMİK (KAPLICA)
Sivas - Ankara asfaltı üzerinde, il merkezine 31 km. uzaklıktadır. Türkiye'de 30 adet birinci 3öncelikli kaplıca arsında 6. sırada yer almakta ve kaplıca şehri olarak geliştirme imkanına sahip yerleşmeler arasında bulunmaktadır. 46 - 50 santigrat derece arasında ısıya sahip kaplıca suyu sodyumlu, sülfatlı, hidrokarbonatlı, magnezyumlu ve karbonatlı bir bileşime sahiptir. Kaplıca suyu, romatizma, sinir sistemi, solunum yolu, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, böbrek ve idrar yolları hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır. Oteli, lokantası, moteli, gazinosu ve diğer ihtiyaca cevap verecek imkana sahip olup yolu asfalttır.

SİVAS SOĞUK ÇERMİK (KAPLICA)
İl merkezine 19 km. uzaklıkta olup, suyun sıcaklığı düşüktür (28 santigrat derece). Konaklama tesislerinin yanı sıra çoğunlukla çadır kurulmaktadır. Kaplıca çevresi ilginç bir topografya ve bitki örtüsüne sahiptir. Kaplıca suyu içildiğinde mide, bağırsak ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelmektedir.

AKSU PROJESİ (DEVAM EDİYOR)

SİVAS PAŞABAHÇE
PAŞABAHÇE
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
2 yorum yazılmıştır
Yazan:kraleyupcan | Tarih: 2008-05-22 20:10:37Konu: sağol
çok güzel bi paylaşım kardeş emeğine sağlık
Bağlantı » »
Yazan:ilkay | Tarih: 2008-05-15 08:11:10Konu: Teşekkürler
Güzel bir Sivas tanıtım sayfası olmuş.
Sivas konulu,Ödev alırken bu sayfayı kullanmak gerek..
Teşekkürlerimle..)))))))
_________________________
İlkay bey teşekkür ederim düzenleme devam edecek resimlerdeki tarihi yerlerin kısa kitabelerini ekleyeceğim. Aklına gelen konu resim olursa katkılarını bekliyorum.
Düzenleyen aykara58 gün: 15/5/2008 saat: 11:49
Bağlantı » »




